Bağışıklık sistemi iyi gelişirse, sonuçta hastalanma, gelişim geriliği ihtimali ve ilaç tüketim oranı azalıyor. Kısaca, gelecekte sağlık harcamalarının maliyeti devlete az oluyor. Gelişme çağında, az bir külfetle tehlikeleri bertaraf edecekken, maalesef şu anda koruyucu hekimlik pek revaçta değil.
Yetersiz beslenme be beslenme bozuklukları ileride telafisi güç ve masraflı sonuçlar doğurabiliyor. Özellikle çocukların ve yetişme çağındaki gençlerin, sağlıklı beslenmesi, ‘sağlıklı nesiller’ için şart.
Günümüzde çocuklar, vitamin, mineral ve antioksidanlar açısından zengin, doğal besinleri tüketemiyor. Bu nedenle de artık gelişmiş ülkelerde son teknoloji ile üretilen vitamin, mineral ve antioksidan kombinasyonlarından oluşan besin takviyelerine tüm dünyada talep hızla artıyor. Türkiyede’ki satış grafikleri de benzer bir durumu gözler önüne seriliyor. Alım gücü düşük olan bölgelerde, besin takviyesi ürünlerin satış grafiği daha yüksek bir seyir izliyor. Türkiye’de de çocuklara yönelik vitamin-mineral pazarını oluşturan ürünlerin toplam yıllık satış miktarı ise bir milyon kutuyu buluyor.
Sektördeki gelişmeleri, pazarda 20 yıldır faaliyet gösteren Allergo’nun genel müdürü Ahmet Erkan ile konuştuk. Erkan, alerji karşıtı, besin takviyesi gibi ürünlerin koruyucu hekimlik açısından birçok hastalığın bertaraf edilmesinde büyük önem taşıdığını söylüyor. Sosyal güvenlik kuruluşlarının bu tip ürünleri, ödeme kapsamına almasıyla, hastalıkların tedavisinde ekonomik maliyetin de en aza inebileceğini savunuyor.
Türkiye’de vitamin ve mineral pazarı nasıl bir gelişim gösteriyor?
Özellikle çocuklara yönelik vitamin ve mineral pazarı, 2007’den itibaren gelişmeye başladı. Öncesinde sadece vitamin pazarı vardı, çinko takviyeleri yapılıyordu. 2007’de vitamin mineral analizi konusunda uzmanlaşmış bir firma ile tanışıp, Türkiye’ye vitamin ve mineral karışımı likid bir şurup sunduk. Sonrasında bu kombinasyonlar moda olmaya başladı.
Ancak Türkiye’de, bu ürünlerin stabilitesine veyahut biyoyararlarına bakılmadan üretilen, hiçbir analizi yapılmayan ürünler ortaya çıkmaya başladı. Şu anda Türkiye’de bu tip ürünleri % 100 saflıkla ölçebilen bir teknoloji yok. Bu ürünler maalesef çocuklarımıza veriliyor. Pek kontrolü olduğunu da zannetmiyorum. Çünkü ileri teknoloji isteyen bir süreç. Moleküllerin birbirine etkisi, devamı, mide tarafından emilebilmesi önemli unsurlar. Çünkü bu ürünler toksit etkisi de yaratabiliyor. Ama Türkiye’de bir Pazar oluştu ve kontrolsüz, ürkütücü bir şekilde ilerliyor.
Likid preparat ve çocuklara yönelik ürünleri değerlendirdiğimizde, Pazar her sene % 20 oranında büyüyor. Avrupa ve ABD’nin 10 yıl gerisinden gidiyoruz. Türkiye henüz işin başlarında. Çok sayıda firma geldi. Bunlar gelişecek. Sonuçta kaliteli ürünler, bilimsel ve etkinliği kanıtlanmış olanlar piyasada kalacak.
Allergo olarak yaklaşık 20 yıldır sağlık sektöründe varız. Çalışmalarımıza alerji konusunda başladık. Alerji aşıları ve alerji test malzemeleri getiriyorduk. 2004’ten sonra ilaç fiyat politikalarında değişiklik olunca, açıkçası mağdur olduk, mevcut kadromuzu bozmamak için vitamin mineral sektörüne girdik. Dünya’da çok yaygın olarak kullanılan doğal organik demir şurubu getirdik.
FLORADIX® adıyla tıp literatürlerine geçen bir ürün. Ünlü bilimsel dergilerde yayımlanmış çalışmalara girmiş ilk besin takviyesi. ABD’de 2004’te en iyi besin takviyesi. Kanada’da 2003, 2004 ve 2008’de mükemmellik ödülü almış tek Avrupa ürünü. Dünya’da 50 milyon kutu satılıyor. Türkiye’de, demir eksikliği yaygın halk sağlığı problemi. Ancak uzun süreli kullanımlarda demir takviyeleri vücutta birikim yapıyor. İstenmeyen bir sonuç. Demir ürünleri beş aydan fazla kullandırılmıyor. Aynı zamanda çocuklar için gelişmiş teknoloji ile şurup formunda üretilen ilk vitamin ve mineral takviyesi olan
VitAgil™’i pazara sunuyoruz. Bilinçli bir şekilde yayılmaya çalışıyoruz. Ancak Pazar suistimale açık. Türkiye’de tehlikeli gelişen bir pazar.
Ne gibi riskler görüyorsunuz?
Türkiye’de kaos yaşıyor. Önüne geçilmezse daha da büyüyecek. Herkes ticaret yapıyor. Ancak ucuz maliyetli, büyüme gelişme çağındaki çocukları toksit sonuçlara yöneltecek ürünlerde denetimin biraz daha etik olması yolunda ısrarcıyım. Bu dünya’da yapılıyor. Türkiye’de de olması şart. Türkiye’de ürün çöplüğü oluşmuş vaziyette. Sonuçta haksız rekabet ortaya çıkıyor. Soğutmalı ya da mevsimine, iklimine göre ısıtmalı tırlarla Avrupa’nın en sağlıklı organik moleküllerinden üretilen, teknoloji isteyen bir ürüne yüksek paralar ödüyoruz. Düşük karlarla satmaya çalışıyoruz. Bazı yerli üreticiler ise, Çin’den aldıkları sentetik kimyasal moleküleri, kaşıkla karıştırıp, şişeleyip satınca haksız rekabet ortaya çıkıyor.
Çin faktörü burada mı devreye giriyor?
Çin molekülleri çok ucuz. Bir dönem çocuk mamalarından ölümler oldu. Çuvalla moleküller, vitaminler getirilip, karıştırılıp piyasaya veriliyor. İleride ne olacağı belli değil ancak, bunun bir şekilde kontrol edilmesi gerekiyor. Doktor, denetim yapamaz. Firmaların beyanına güvenmek zorundalar. Ancak firmalar maalesef etik çalışmıyor. 10 tane mal alana 30 tane de bedava veriyorlar. Çünkü maliyetleri az. Eczacı da o ürünü satmak için daha çok çaba harcıyor. Böyle olunca sizin yazılan reçeteniz ya da önerilen ilacınız, düşük karlı olduğu için rafların en alt kısmında yer alıyor.
Denetimi çok az olan yerlerde üretim yapılıyor. Bir de kaçak gelen ürünler var. Örneğin çok meşhur bir Alman şurubu var. Tahtakale tarzı yerlerde bu ürünü bulabilirsiniz. Birçok vitamin, mineral, besin takviyesi kaçak olarak satılıyor. Ancak yurt dışında mı kaçak olarak geliyor, üretimi yurt içinde mi yapılıyor onu da Allah bilir. Yeni çıkan firmalar, gıda takviyesi üretimi ruhsatı alan firmalar geçmişi olmadan, yeterli yetkili personeli olmadan bu tarz ürünler üretip pazara sunuyorlar. Ama belirli bir kalite kaçağı söz konusu.
Bu tip ürünler daha çok gelir düzeyi düşük olan yerlerde satış grafiği yüksek olduğunu araştırmalar gösteriyor. Sizin bu duruma yorumunuz nedir?
Büyüme gelişme çağı çok önemli. Türkiye’de yapılan araştırmalarda üzücü sonuçlar alınıyor. Marmara Bölgesi’nde yapılan bir çalışmadan örnek verelim Deniz kenarında bir bölge olmasına rağmen, burada yaşayan çocuklarda % 36 oranında iyot eksikliği saptanmış. Örneğin B kompleks vitaminleri, ağırlıklı olarak ette var. Çinko başlı başına bir eksiklik. Selenyum şu anda doğadaki en güçlü antioksidanların gelişmesinde çok önemli bir element. Çocuklarda son 20 yıldır artan alerjik astım problemi var. Besinleri alma gücüne sahip olanları bu vitaminleri bir şekilde temin ediyor. Et, her ne kadar hormonlu da olsa, onu yiyebilen çocuk B vitamini alabiliyor. Ekonomisi kötü olan bölgelerdeki çocuklar tahıl ağırlıklı besleniyor, birçok mineral ve vitaminden yoksun kalıyorlar. Bu bölgelerdeki hekimlerimiz de bu eksikliği bildikleri için ve gelişmede gerilikleri gözle görülür bir biçimde olduğu için mümkün olduğu kadar zengin içerikli, güvenilir besin takviyeli ürünlerini yazmaya yöneliyor.
Yapılan bir araştırmada, İstanbul 80-90 bölgeye ayrılmış. Ekonomik düzeyi düşük bölgelerde besin takviyesi ürünlerinin daha çok sattığı görülüyor. Bu durum, doktorların bilinçli olması ve ürüne güvenmesi, o bölgelerdeki çocuklarının beslenme problemi olmasının sonucu. Okullarda da bir araştırma yapılırsa dikkat eksikliği olan çok sayıda çocuk görülecek. B kompleksi ürünleri beyin ve zihin gelişiminde çok etkili. Eski nesil ürünlerin pek çoğunda, B kompleksleri beyin ve zihin gelişiminde çok etkili. Eski nesil ürünlerin pek çoğunda, B kompleksleri yoktu. Çok enteresan bir durumdu. Hatta bir dönem ‘Yurt dışındaki firmalar özellikle vermiyorlar’ diyerek komplo teorileri bile ürettik. Şu anda piyasaya bu tür ürünler çıkmaya başladı. Bu ürünler kimyasal sentetik mi, yoksa vücuda uygun mu başka bir konu. Bu ürünleri alırken, çocukları zehirlememek de lazım.
Bu tip ürünler koruyucu hekimlikte önem taşıyor. Ancak bu ürünlerin reçete tutarları, sosyal güvenlik kuruluşlarınca karşılanmıyor…
Vitamin ve mineraller Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatlı da olsa ödenmiyor. Bu durum Türkiye’de koruyucu hekimliğe önem verilmemesinden kaynaklanıyor. Yıllar önce alerji ürünlerinde de benzer sorunlar yaşadık. Türkiye’de en yaygın alerji türü, en tozu akarı. Çocukların evlerdeki akar böceklerinden etkilenmemesi için, özellikle de halı olan evler de, eski yün yatak kullanılan evlerde bu problem ön plana çıktığı bir dönemde, alerjenleri yok edici ürünler getiriyorduk. Pek fazla tutmadı. Önemli olan hastalığa yakalanmadan çözüm bulmak, çocukları mümkün olduğunca az alerjenle temas ettirip, ileride oluşabilecek astım riskini azaltmak.
Bu ürünlere sosyal güvenlik sisteminde bir türlü geri ödemeye sokamadık. Sağlık Bakanlığı, ‘ödemesi yapılsın’ diyerek komisyon raporları çıkarttığı halde, bir türlü geri ödeme yapılamadı. Çocuklarda, astım vakarlı arttı. Ekonomik maliyeti çok daha fazla oldu. Yeni nesil ürünlerde de aynı durum söz konusu. Bağışıklık sistemi iyi gelişirse, sonuçta hastalanma, gelişim geriliği ihtimali ve ilaç tüketim oranı azalıyor. Kısaca, tedavi masraflarının devlete maliyeti daha az oluyor. Gelişme çağında az bir külfetle tehlikeleri bertaraf edecekken, maalesef şu anda koruyucu hekimlik pek revaçta değil.
Eko Sağlık Finans Dünyası - 01.03.2009 |